Hayat bazen sürekli çalan ve asla susmayan bir alarm ziline dönüşüyor. Kendinizi sürekli tetikte, her an kötü bir şey olacakmış gibi diken üstünde hissediyorsunuz. Çoğu zaman bu durumu sadece kendi içinizdeki bir zayıflık veya kontrol kaybı gibi algılıyorsunuz. Ancak kaygı aslında sadece sizinle değil, içinde nefes aldığınız sistemlerle ve geçmişten bugüne taşıdığınız bağlarla yakından ilgili görünüyor.
Sürekli bir felaket senaryosu yazıyorum: Zihniniz durmadan en kötü ihtimalleri hesaplıyor. Sevdiklerinizin başına bir şey geleceği veya işlerin ters gideceği düşüncesi zihninizi bir saniye bile rahat bırakmıyor.
Kontrolü kaybedeceğimden korkuyorum: İçinizde her an çıldıracakmışsınız veya aklınızı yitirecekmişsiniz gibi bir his uyanıyor. Bedeninizdeki hisleri ve çevrenizdeki olayları yönetememe düşüncesi sizi dehşete düşürüyor.
Zihnim asla susmuyor: Düşünceleriniz zihninizde bir yarış arabası gibi hızla dönüp duruyor. Geçmişteki bir konuşmayı defalarca analiz ediyor veya gelecekteki olası bir tartışmanın provasını yapmaktan kendinizi alamıyorsunuz.
Kendimi sürekli gergin ve huzursuz hissediyorum: İçinizde adını koyamadığınız bir acele ve telaş hali var. Oturduğunuz yerde rahatça duramıyor ve gevşemenin ne demek olduğunu unutmuş gibi hissediyorsunuz.
Nefes alamıyor ve boğulacakmış gibi oluyorum: Göğsünüze ağır bir taş oturmuş gibi hissediyorsunuz. Aldığınız nefes size yetmiyor ve kalbiniz göğüs kafesinizden fırlayacakmış gibi hızla çarpıyor.
Bedenim sürekli kasılıyor: Farkında olmadan omuzlarınızı sıkıyor, çenenizi kilitliyor ve ellerinizi yumruk yapıyorsunuz. Günün sonunda bedeninizde sanki ağır bir fiziksel işte çalışmışsınız gibi derin bir kas ağrısı oluşuyor.
Uykuya dalmak benim için bir işkence: Yatağa yattığınız an zihniniz mesaiye başlıyor. Uykuya dalmak saatlerinizi alıyor ve gece boyunca sık sık terleyerek veya sıçrayarak uyanıyorsunuz.
Mide ve bağırsak sorunları yaşıyorum: Kaygınız kendini sindirim sisteminizde gösteriyor. Stresli anlarda midenize kramplar giriyor, bulantı hissediyor veya açıklanamayan bağırsak düzensizlikleri ile boğuşuyorsunuz.
Korktuğum durumlardan sürekli kaçıyorum: Kaygı yaratan ortamlara girmemek için bahaneler üretiyorsunuz. Kalabalık yerler, asansörler veya topluluk önünde konuşma fikri bile rotanızı değiştirmenize yetiyor.
Sürekli onaylanma ve güvence arıyorum: Yaptığınız her şeyde sevdiklerinize bir sorun olup olmadığını sorarak onların onayına ihtiyaç duyuyorsunuz. Bu durum zamanla ilişkilerinizde yorucu bir döngüye dönüşüyor.
Öfke patlamaları yaşıyorum: İçinizdeki sürekli gerilim hali en ufak bir seste veya beklenmedik bir durumda çevrenizdekilere aniden parlamanıza neden oluyor. Toleransınızın çok azaldığını fark ediyorsunuz.
Başkalarına yük olmaktan korkuyorum: İçinde fırtınalar koparken dışarıya her şey yolundaymış gibi davranıyorsunuz. Gerçek hislerinizi paylaşırsanız insanların sizden uzaklaşacağını veya sizi zayıf göreceğini düşünüyorsunuz.
Sistemik bakış açısına göre aileniz, partneriniz ve sosyal çevrenizle kurduğunuz görünmez bağlar kaygı düzeyinizi doğrudan şekillendiriyor. Bazen anksiyete, aile sistemindeki bir güvensizliğe veya sınır ihlallerine verilen bir tepki oluyor. Belki de sistemin içindeki bir belirsizliği tek başınıza kontrol etmeye çalışıyor veya ebeveynlerinizden devraldığınız bir tehlike algısını taşıyorsunuz.
Bu noktada kaygıyı susturulması gereken bir "düşman" olarak değil, sistemde güvenliğin zedelendiğine işaret eden bir "koruyucu" veya "elçi" olarak görüyoruz. Sizin sürekli tetikte olma haliniz, bazen içinde bulunduğunuz ilişkisel ağın daha güvenli ve öngörülebilir bir yapıya kavuşması için bir çağrı haline dönüşüyor.
Terapi sürecinde tek bir yönteme sıkışıp kalmıyor, size en uygun olan farklı araçları bir araya getiriyoruz. Entegratif terapi burada devreye giriyor. Örneğin, seanslarda şunları yapıyoruz:
Dinamik Perspektif: Erken dönemdeki bakım verenlerinizle kurduğunuz ilişkinin bugünkü güvenlik ve tehlike algınızı nasıl şekillendirdiğini inceliyoruz.
Duygu Odaklı Müdahaleler: Sadece kaygılı düşünceleri rasyonalize etmeye çalışmıyor, bedende sıkışıp kalan o korku ve paniği şefkatle hissetmeye ve düzenlemeye odaklanıyoruz.
İlişkisel Çalışmalar: Partnerinizle veya ailenizle olan sınırlarınızı, bağımlılık veya aşırı sorumluluk döngülerinizi fark ederek bu dinamikleri nasıl daha güvenli hale getirebileceğimizi keşfediyoruz.
Kaygı tedavisi sadece panik hissini yok etmekle sınırlı kalmıyor. Bu süreç aslında kendi sınırlarınızı yeniden çizmeyi ve dünyayla daha güvenli bir bağ kurmayı öğrenme fırsatı sunuyor. İyileşme, belirsizliğe tahammül etme kapasiteniz geliştiğinde ve sistemin içindeki gerçek yerinizi güvenle aldığınızda başlıyor.